Jilet Yiyen's profile...Hücremde Agustos Sica...PhotosBlogListsMore Tools Help

Video

 

Jilet Yiyen Kiz

Occupation
sirin,seker kendi halimde bir kizim iste.. (ne yazsam ki baska?)
by 
by 
by 
by 
by 

...Hücremde Agustos Sicagi, Eylül Sabahi...

ღ ♥..Hücreme hos geldiniz..♥ ღ

``Belki de hayal gercek, hayatim mecaz``

 
 
Güvenmedigimiz hayaller icine giriyoruz ama bi onlarimiz var.. her yanlizlikta yanibasimiz da bi onlar var..
cikarlar, yalanlar.. bunlarin uzerine kafa yormuyorum artik..
yoracak bi kafam kalmadi aslinda..
kendimi var olduguna inandirdigim bi dunya da dolaniyorum avare..
olmadigini da biliyorum ya o ayri mesele..
kendimle yuzleseli cok oldu ve icimdeki salak polyannayi durduramiyorum.. hicbisey de olmayacak ya, cok iyi biliyorum..
artik nereye gittigimi goruyorum..
hep gormek istedigim o yolu goruyorum..
keske hic gormek istemeseydim...
 

..

Dunya nelerin etrafinda donuyor boyle? ne kadar az beklentim kaldi bi anlata bilsem..
midem bulaniyor artik etrafima baktikca.. örnek ala bilecek bisey kalmamis artik.. elimi uzatsam da tutsam denecek hedefde yok artik..
hersey koca bi yok'un etrafinda donup duruyor.. kimse bilmiyor, hic kimse bilmiyor.. hersey bende bitiyor sanki..
benmi kurdum bu lanet duzeni? neleri feda etmedimki.. girmem dedigim her yola girmedim mi sanki..
bari bir parca mutluluk baskalarini sarmalasin diye..
neden beceremedim, neden kayboldukca kayboldu hersey?
ben hatayi nerde yaptim?
gordukce, duydukca, his ettikce midem bulaniyor.. ne bicim bi duzen bu?
hic mi kalmamis herseyi aklayip paklayacak bi sey..
okadar hirslandik ki biseyleri tuketmek icin, kendimizi bitiriyoruz.
Aklim hayalim almiyor, kalmadi mi su kocaman dunyada gercek bisey?
her sey mi ihanetlerle dolu..
 
ben yolun sonuna, yolun sonu bana dogru geliyor..
nasil bir celiskidir bu Allahim, cirpindikca batiyorum..

imdat!

Hayatin yaniltmalari, hic olmayacak hayaller, icimde ceza evi, disimdaki ceza evi, yalan dostlar, gereksiz abartilan sorunlar, abartilmasi gerekip pek ciddiye alinmayan sorunlar, buyuk sorunlar!, bos umitler, bos hayaller, olmayacak olmayacak ve olmayacak binlerce duaya el acmak, yinede insanin icinde biseylerin kipirdamasi bunlari dusunurken, sonra uzulmek uzulmek uzulmek.. bitmek! tukenmek!
oooooooooof beni kendimden kurtarin!!

Yalan Sanirim

Yalan sanirim kimi cözümü
Dogrular burusturur benim yüzümü,
Herkes yolda gider benden öte..
Ben, ben olali bulamadim özümü...
 
 
 
 
 
Tolga Cevik

1 milyon baloncuk..

Yazma tutkumdan vaz gecmeyi basarabildigimden beri bicok seydende vaz gecmeyi basardim.. Mesela; dunyada yasamaktan..
Dunyadan cikmis, kendimden cikmis, hayali bi baloncugun icinde gibiyim.. Etrafimda da bir milyon kucuk baloncuk, bir milyon hayal..
Burda hersey cok guzel ama, gozlerimi azicik bile aralasam bi korku kapliyor tum bedenimi..
Her an patlaya bilecek hayali bi baloncuk.. Insanin kendi bedeninde cikmis gibi his etmesi cok tuhaf bisey.. Siginicak yer kalmiyor cunku, bi boslukta ucusuyor ordan oraya.. Savruldukca yaralaniyor.. ama hicbisey gerceklerden kacmak kadar guzel degil..
Insanlar kaderini kendileri yazarmis.. Bu dogruysa ya ben yazmayi bilmiyorum yada benim kaderim baloncugum..

..

Insanlar kendi icinde kaybola bilirmi? Soguk ve eski bi labirent gibi cikisi aramak.. Hemde kendi icinde, en iyi bildigi yer.. insanin kendisi..
Kendi icinde cok dolananlar mi schizofren olanlar.. Bide icine dogru yolcugula cikanlar var, hani artik parayi nereye harciyacagini sasirip sözde ''kendini bulma'' adina dünyayi dolasanlar.. Halbuki insan dünyayi dolastimi bir sebep yüklememeli buna bence.. Kendini kendi bedeninde bulamiyan, dünyanin o ucsuz bucaksiz derinliginde nasil bula bilirki?
Insanin kendini tanimasi cok önemli bisey.. En azindan kendisile ilgili birkac sey bilmesi, neleri sevip neleri sevmedigini iyi ayirt ede bilmeside önemli.. kendine iyice yabancilasmamak icin.. ve bazen his etmeli birseyler en gerceginden, duygularinin körelmemesi icin....
 

Terapi

Efendim, bilindigi gibi “Zam, zulum, fasizm ve savas” gunlerinin en onemli olgusu “Terapi”dir. Derdiniz mi var, terapi! Karniniz mi agriyor, paraniz mi yok, Israil Lubnan’a mi girdi, Filistinliler birbirlerini mi yiyorlar, Kurtler hala birlesemediler mi, yine terapi. Sevgiliniz sizi terk mi etti, cocuklar evde sorun mu cikariyorlar, patronunuzla araniz bir turlu duzelmiyor mu, isiniz mi yok, evde can yoldasi bir kadin degil, bir dirdir yumagi mi dolasiyor…Terapi! Bir terapi yapiyorsunuz, butun sorunlarin canina okuyorsunuz.
En iyi psikolojik terapi konusarak yapilir. Konusabilmek icin de oncelikle iyi dinleyebilecek birini bulmak gerekiyor. Diyelim yukaridaki sorunlarin hepsine ve arti daha bir coguna sahipsiniz. Ay basi yaklasiyor, kirayi odeyemeyeceginiz yuzde yuz belli. Bankadan da protestoyu yiyeceksiniz, bu da kesin. Borc aldiginiz kisileri gormemek icin artik kacabileceginiz bir sokak da kalmadi. Kendinize karsi bir pislik yapmamak icin firladiniz sokaga, bir parkta gezinirken cok sevdiginiz bir arkadasinizin bir bankta oturdugunu gordunuz ve hemen pupa yelken yanastiniz iskeleye, okkali bir “Merhaba” cektikten sonra hic sormadan yanina oturdunuz.
“Yav ne iyi oldu da sana rastladim. Canim cikiyordu yalnizliktan. Nasilsin?”
“Iyi degilim.”
Bu baslangic terapiye uygun bir baslangic degil. Yeniden denemeli.
“Iyisin iyi, turp gibi gorunuyorsun.”
“Iyi degilim dedimse iyi degilim demektir, anladin mi?”
“Iyi ama neden iyi degilsin birader. Isin var, esin var, asin var!”
“Var ya, vaaar! Keske hic biri olmasaydi da basimi dinleyebilseydim.”
“Hayrola yaramaz bir durum mu var?”
“Yarayan ne ki birader? Bizim buyuk oglani biliyorsun, okuttuk, adam ettik, gitti doktor muayenehanesi acti, evlendirdik…Ben bu kiz sana yaramaz, bunun gozu yukseklerde dedim, inanmadi. Kadin, sadece ver ve getir sozcuklerini biliyor, istemenin disinda hayatta hicbir sey ogrenmemis. O istedikce bizimki ikiletmeden koyuyor karsisina ne istediyse. Sonra oglan nasil yaptiysa doktor olarak calistigi hastahanenin kasasini soydu. Iceride simdi.”
“Gecmis olsun, ne diyeyim?”
“Gecmis olsun ya… Annesi de beni birakti. Artik hayatini yasayacakmis. Ulan ellisine bastin, sende hayat mi kaldi, bir dusunsene? Yok, simdilerde yaygin ya bu ozgur yasam hikayesi, ona tutuldu. Bu fikri bizim kucuk kiz takti onun aklina. Bir sabah cantasini alip giderken bir erkegin otuz yil kahrini cekecegime, kisa yasar ama dolu yasarim, diye de basti narayi. Mahalleye rezil olduk.”
“Demek kucuk kiz da gitti?”
“Gitti ya. Ben zaten telef olmusum. Mide delik, kalp yorgun, prostat siskin, bagirsaklar calismiyor, nefes darligi cokmus umugume…”
“Yav soyle bir silkinsen, bir terapiye gitsen…”
“Birak lan o terapi ayaklarini. Deli miyim, manyak mi? Kendi derdime daldim, seni unuttum. Nasilsin, nereye boyle sabah sabah?”
“Hic, azicik kendimi oldurecektim. Seni gorunce vaz gectim” dedim, “Bak konustuk, konusunca acildim. Benden dertlileri de varmis, nerden bileyim? Sen de git birini bul, konus biraz. Inan acilirsin. Hadi bana eyvallah. Eve gideyim de kendime bir mercimek corbasi pisireyim. Bir avuc kalmisti herhalde. Kalmadiysa da icine biraz bulgur, biraz pirinc katarim… Yav cok uzuldum durumuna. Istersen kalk gidelim, birlikte yiyelim corbayi, acilirsin!”
Terapi iyidir, konusmak daha iyidir. “Basimi dayayip aglayabilecegim bir omuz olsaydi” diye evde durup sizlanacaginiza, omuz arayin disarida. Sizi bir parkin kosesinde bekleyen ve terapiye ihtiyaci olan bir dostunuzla mutlaka karsilasacaksiniz demektir.
Cikin disariya. Terapi cikmak ve cikarmakla baslar. Cikarin neyiniz varsa… Ama sakin ustunuzdekilere dokunmayin! O zaman isler hepten karisir.
 

Alev Alev

Gecelerdir, istemsiz ask gibi sarilip kulaklarimda cinlattigim tinidir.
Ben yolumda ilerliyorken ve memnun gibi de gorunuyorken ustelik halimden, neden ciktin ki karsima?
Bir ögle sonrasi, ustelik divane gibi ozlemekte oldugum bir yeryuzu harikasinda..
Masmaviydi her yer. Sardunya kokuyordu buram buram.
Siyah bir kanadin bir digeriyle eszamanli cirpinisiydi sanki gogsumun sol yani...
Sesler ugulduyordu kulaklarimda; marti, dalga, ruzgar, firtina, karga, tekne, gemi sesleri..
Gogunde asmalarin mesk ettigi icinden gectigim sokak, soguyuverdi. 
O da benim icimden gecmekteydi simdi...
Gulumsemen kalmis aklimda.. Tam da tekrar aydinlatsa yuzumu diye tutunmusken bir utopyaya, cikiverdin karsima.
Neden baktin gozlerime? Görebildin mi bari, o an gozbebeklerimden gecirdiklerimi.. Firtinada yok olmakti aslinda istegim..
kaybolabilmek buralarda! sonsuza dek, bir daha kat'a bulunmamacasina...yine beceremedim, gozlerim ele verdi.
Utangac bir cocuktum simdi karsinda, soguktan morarmis ellerini ovusturan.
Bir adim ileri, iki geri seklinde durmaksizin volta atan, ne kadar kacirmak istese de bir turlu gozlerini bir cift yesil bosluktan alikoyamayan..
isinmisti ellerim. yaniyordum hatta!!
Sarkin calindi kulagima. alev alevim artik.. tozuna dumanina hasretim ustelik!!
Sense, baska bir sehirde. baska bir alevde, bambaska gozlerde...
 

aaaah hayat

Biribirimizi anlamadan yasiyoruz iste, herkes gözlerini kendi ufkuna dikmis.. Kimse kaldiripda basini bi digerine bakmiyor..
Herkes kendi kuyusunda battikca batiyor..
Ben mi? Ben yerne dibine geldim coktan.. Simdi yerin dibine sariliyorum, daha fazla batma korkusundan...
 
 

akdeniz universitesi catismasi

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde bir süredir devam eden faşist saldırıların Akdeniz Üniversitesi’nde geldiği boyut, silah sıkmaya kadar uzandı. Özel Güvenlik Birimi üyeleri ve polisin tavrı ise aynıydı: Saldıranları (faşistleri) korumak, saldırılanları (devrimcileri) sindirmek.

Medyanın üzerinde bu kadar durmasının nedeni, hiç kuşkusuz iki faşistin tabancalarını hedef gözeterek ateşlemesiydi. Oysa saldırıda kullanılan tek silah, tabanca değildi. Faşistler her zaman olduğu gibi satır, sallama, sopa, bıçak da kullanıyordu. Bunlar yetmeyecek olmalı ki orak, samuray kılıcı ve tabanca da bu silahlara eklenmişti; ki silahlı saldırıdan önce iki öğrenci faşistler tarafından bıçaklanmıştı ve çatışmanın fitilini de bu ateşlemişti.

Aynı olan sadece silahlar değildi, provokasyonlar da benzerdi: “PKK bayrağı asıldı”, “Türk bayrağı çiğnendi, “Apo’nun doğum günü kutlanmaya çalışıldı”.” Şimdi bunlara yenileri ekleniyor: “Yaralananlardan birisi öldü”, “Gazi ve Selçuk Üniversitesi’nden destek için gelecekler.”

Şurası bir gerçek, önümüzdeki günler Akdeniz Üniversitesi’nde her şey çok hassas bir zeminde gelişecek. Provokasyonlar tam gaz devam edecek. Devrimcilere düşen görev ise durumu doğru değerlendirip müdahalelerde bulunmak.

Ancak bu saldırı, bildik faşist saldırıların bir tekrarı olduğu kadar bir başka şeye de işaret ediyor: AKP çevresinde örgütlenen gerici güçler ile MHP çevresinde örgütlenen faşist güçler, sokakta bir ittifak kurmuş durumdalar. Hedef ise ikili: Sol talepleri sindirmek ve devlet içindeki güçlerini pekiştirerek geliştirmek.

Bunları AKP ve MHP yetkilerinin yaptığı açıklamalardan ve İslamcı basının yorumlarından gözlemlemek mümkün.

Şıracı (MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural), olayın MHP’ye ilgisini yalanlayarak “düşünce mi okuyorlar, ifade mi okuyorlar, nereden okuyorlar?”(1) siteminde bulundu; partisinin Antalya İl Başkanının yaptığı açıklamadan ve Ömer Ulusoy’un görüntülerinden habersiz.

Bozacı (Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek), buna destek vermekte gecikmedi ve bu “münferit” olayın bir partiye mal edilmesini yanlış bulduğunu belirtti. Devamında işaret ettiği nokta ise hayli ilginçti. Çiçek, Akdeniz Üniversitesi Rektörü ve Üniversiteler Arası Kurul Başkanı Mustafa Akaydın üzerinden diğer rektörlere mesaj yolluyordu. Rektörler başka konularla çok ilgilendikleri ve üniversitelerin sorunlarından uzaklaştıkları için ona göre bu durum gayet normaldi. Bu tutum, türban düzenlemesiyle ilgili gerginlikte AKP’nin dilinden düşmeyen “rektörler ve dekanlar kendi işlerine baksın” söyleminin aynısıydı.

İslamcı basın ise provokasyonun göz göre göre geldiğini ifade ederek Akaydın’ı sorumlu tuttu. Zaman Gazetesi, Akdeniz Üniversitesi’nde günlerdir süren gerginlikle ilgili Mustafa Akaydın’ın tavrını şöyle değerlendirdi: “Üniversitenin girişinde yabancıların girmesinin önündeki en önemli engel olan güvenlik görevlileri buhar oldu. Böylece dünkü olaylardaki eli silahlı kişiler üniversiteye kolayca girebildi. Dünkü görüntülerin medyaya yansımasına rağmen bugün bile üniversitenin kapısında giriş çıkış kontrolü yapılmadı”(2) .

Başka bir internet sitesinde de benzer değerlendirmeler yapılırken, Akaydın’ın “Üniversiteler Arası Kurul Başkanı sıfatıyla özellikle türban konusunda gerilimi yükselten açıklamalarıyla tanındığı”(3) nın altı çizildi.

İslamcı basın bununla da yetinmeyerek Akaydın’ın sorumluluğunu ispat etmek için faşist provokasyon söylemlerini kullanarak şöyle başlık attı: “Yasakçının üniversitesini PKK ele geçirmiş”(4) .

İslamcı basının bu fırsatçı ikiyüzlü tavrı bununla da sınırlı değil. Bir gün önce hem sivil faşistlerin hem de polisin saldırısına maruz kalan, yaralanan, gözaltına alınan öğrencilerin demokratik kitle örgütleriyle yaptıkları basın açıklaması ve yürüyüş; solcu öğrencilerin gerginliği tırmandırması olarak değerlendirildi: “Akdeniz Üniversitesi'nde dün meydana gelen olayların etkisi devam ederken bugün gerginlik tekrar tırmandı. Sol görüşlü bir grup öğrenci, sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle kampüste tekrar gerginlik çıkardı. Üniversite elemanlarının eylemcilere destek vermesi ise dikkat çekti(5)”

Bu tutumun nedeni açık: Türban konusundaki tavrından dolayı Akaydın’ı hedefteki isim yapmak. Yani olayı iki provokatörün silahla üniversiteye girmesi olarak bir güvenlik meselesine indirgemek ve türban konusunda aslan kesilen Akaydın’ın bu olaydaki acizliğini teşhir etmek.

Rektör Mustafa Akaydın ise “Türkiye’nin en mutlu üniversitelerinden biri olarak tanınan”(6) yerleşkede çıkan bu olaylardan dolayı bir hayli rahatsız ve şaşkındı: “Akdeniz Üniversitesi bu güne kadar Türk üniversiteleri içinde mutlu bir eğitim, araştırma ortamı olan bir kurum olarak tanınıyordu; bizde de bunlar yaşandı”(7) . Kendisiyle yapılan röportajlarda “çevik kuvvet içerideyken dışarıdan eli silahlı elemanların girmesi, ciddi bir istihbarat ve müdahale eksiğidir”(8) , “silahlı kişinin üniversiteye girmesi de son derece tuhaf; üstelik basın mensupları tarafından yakından çekimi yapıldığı halde bu iki kişinin üniversiteyi terk etmesi ve henüz yakalanmamış olmasını da üzücü buluyorum”(9) değerlendirmelerini yapan Akaydın, PKK bayrağının asılıp asılmadığı sorusuna ise “Antalya’nın göbeğinde bir öğrenci yurdunda PKK'nın bayrağı 4 gün asılı kalamaz. Bu mümkün değil bence. İnanmak istemiyorum. Bana da ilk defa intikal etti”(10) yanıtını veriyordu.

AKP’nin yıllardır sürdürdüğü piyasalaştırmayı rektör seçilir seçilmez üniversitesinde uygulayan; üniversitelerinin paralı hale getirilmesine, yaz okulu uygulaması başlatılmasına, bütünleme hakkının kaldırılmasına karşı muhalefet eden öğrencileri bölücülükle suçlayıp soruşturmalar ve tehditleri eksik etmeyen; silahlı saldırganları değil saldırıya uğrayanları polis vahşetine maruz bırakan; terörle mücadele şubesinden özel güvenlik sorumlusu atayan Akaydın, şimdi yarattığı eserin mağduru durumda.

Ancak olayın daha önemli bir boyutu var, o da gerici-faşist ittifak. Silahlı saldırıyla bir yandan devrimci öğrenciler baskı altında tutuluyor diğer yandan da (türban konusunda iyice gerilen ve yukarıdan cepheleşmeyle yürüyen) devlet içindeki çatışmasının taraflarından birinin meşruiyeti sarsılıyor. Dolayısıyla belki de sicili bozuk bir faşist için ‘bu provokatör kim?’ demek yerine, ‘ondan daha uygunu olmazdı’ demek gerekiyor; çünkü bir faşistle birden çok kuş vuruluyor.

Öğrenciler ise akıntıya karşı durmaya çalışıyor; eğitimde piyasalaştırmaya, gericileştirmeye ve faşist saldırılara direnerek. Taraf olunacak tek yer orası, çünkü diğerleri aynı.

 
Photo 1 of 12